Gezi Günlüğü: Prag

Merhaba! Gezi günlüğüme hoş geldiniz. Bu yazıda Prag‘a nasıl aşık olduğumu ve ikinci defa gitmek için nasıl taklalar attığımı anlatacağım. Gerçekten çok heyecanlıyım ve inanın nereden başlayacağımı bilemiyorum. Bu yüzden ilk adımı Prag ile atmak istedim. Çünkü gezdiğim şehirlerden en çok etkilendiğim Prag oldu.
 

O zaman uzatmadan anlatmaya başlayayım, çünkü bir sürü fotoğraf sizi bekliyor.
 
 
Varşova’dan akşam saatlerinde otobüse binip, sabah 5 gibi Prag’a geldik. Tabii cepte Çek kronu yok, ilk gördüğümüz yerden de para çekmek istemediğimiz için, hemen otogarın içindeki kantordan metro biletine yetecek kadar para çevirdik ve 6 gibi hostelimize geçmek için metroya bindik. Zaten bir tek o zaman metroyu kullandık. Diğer zamanlarda hep yürüdük -30 km yürüdüler, sol ayağını Prag’ta bıraktı- Yukarıdaki fotoğraf ise sabahın 7’sinde çekildi. Prag’ta resmen güneşi doğurmuş olduk ❤
 
 
Her şeyden önce hostelimizden bahsetmek istiyorum. O kadar hostelde kaldım, kesinlikle en iyisi buydu. Eğer bir gün yolunuz Prag’a düşerse mutlaka bu hostelde kalın. Merkeze yakın olduğu için her yere yürüyerek gidip gelebiliyorsunuz.
 
Charles Köprüsü
 
Hostele yalvar yakar çantalarımızı bıraktıktan sonra -çünkü sabahın 6sında hostele giremezsiniz, genellikle öğleden sonra 2 gibi alırlar sizi, daha önceki zamanlarda istisnalar olursa, erkenden temizlemişse odanız vs., o zaman girebilirsiniz- şehri turlamaya başladık. Yukarıdaki fotoğraf ise 8-9 sıralarında çekildi. Prag’a gelince mutlaka göreceğiniz ilk şey Charles Köprüsü olacak. Gotik tarzdaki mimarilere bayıldığım için Charles Köprüsü’ne de ağzım açık baktım diyebilirim. Köprü Vltava Nehri’ni ikiye bölüyor. Üzerinde bir çok heykel var. Köprüyü bu kadar sakin görmek imkansız. Gündüz ve akşam vaktinde aşırı kalabalık oluyor. İyi ki vaktinde etrafı görebilme şansımız olmuş.
 
 
Yukarıda ise Charles Köprüsü’ne uzaktan bakıyoruz.
 
Astronomik Saat
 
Prag’ın bir başka ünlü yeri ise Astronomik Saat. Her saat başı 1 dakika boyunca üzerinde bulunan semboller hareket ediyor. Minik bir şov gerçekleşiyor diyebilirim. Turistler bunu izlemek için her saat başı büyük bir kalabalık oluşturup bekliyorlar -sanki kendi beklemedi- Saatin ayrıntılı hikayesini yazıp sizleri sıkmak istemiyorum. O yüzden ayrıntılı bir yazısını buradan okuyabilirsiniz.
 
Old Town’un gece manzarası
 
 
Astronomik Saat’in yanından ilerlediğinizde Old Town’a çıkıyorsunuz.
 
Charles Köprüsü üzerinden St. Vitus Katedrali
 
 
Birazdan şu uzaklardaki katedrale gideceğiz.
 
 
Bir sonraki durağımız benim çok görmek istediğim ve tesadüfen karşımıza çıkan Dans Eden Ev. Daha öncede dediğim gibi şehir gotik bir yapıya sahip ve bu bina oldukça modern bir yapıda. Bu yüzden zamanında binanın yıkılıp yıkılmaması için oylama yapılmış ve halkın isteği üzerine yıkılmamış. Pisa Kulesi’ne yapılan eziyeti bu binaya da yaptık ama rencide etmek istemiyorumsadfg
 
 
Prag’a gelip de Nazım Hikmet’in oturup şiirler yazdığı, penceresinden şehri izlediği kafeye gitmemek olmazdı. Zamanında Franz Kafka gibi ünlü edebiyatçıları misafir etmiş Cafe Slavia‘ya girdiğinizde o atmosferi hissedebiliyorsunuz.
 
 
 
Praglı bir ressamın Nazım Hikmet’i resmettiği o kocaman tabloya karşı oturup ânın keyfini çıkartmak mükemmel bir histi. Tabloda, Nazım Hikmet, karşısında duran hayali kadına şiirler yazıyormuş…
 
 
Burada tavuklu krep yedim, tadı harikaydı.
 
 
Cafe Slavia’nın karşısında ise hemen Ulusal Tiyatro var. Akşamları bu bina tam bir ihtişam içinde gözüküyor.
  
 
İkinci güne günaydın! Yukarıdaki fotoğrafı çektikten sonra 10-15 dakika boyunca şehri izlemişimdir. Durgunluğu insana huzur veriyor -işte bu zamanlar aşık olmaya başlıyorsunuz- Bir sonraki durağımız St. Vitus Katedrali. Bu yüzden şehir merkezinden yavaş yavaş tepelere yürüyerek bir “C” yapıp katedrale varacağız. Katedrale varıncaya kadar geçireceğiniz yürüyüşler aşağıdaki ektedir :p
 
 
Önce Petrin Tepesi‘ne çıkıyorsunuz, bu tepede Televizyon Kulesi dedikleri, Eyfel kulesinden bozma turistlerin akın ettiği bir kule var. Sövüp sayıyorum, çünkü benim yükseklik korkum olduğu için canım arkadaşlarımın ısrarıyla bu kuleye ÇIK TIM. Tabii kalp krizi geçiriyordum ama onlar için değer. -Buradan herkese selam, sizi seviyor ve çok özlüyorum.-
 
Televizyon Kulesi’ne çıkmaya değer olduğunu bir sonraki fotoğraftan anlayacaksınız.
 
Prag’a tepeden bir bakış.
 
 
Prag’a tepeden bir bakış – 2
 
 
Ha ri ka.
 
 
Televizyon Kulesi’nden indikten sonra, hemen yanındaki yerden “Trdelnik” tatlısından yiyin. Bence çok güzel. Ben adını silindir tatlı koydum. Araştırıp gördüğünüzde hak verirsiniz umarım ihih
 
 
Biraz daha yürüdükten sonra St. Vitus Katedrali‘ne varıyorsunuz. Bu giriş kısmı. Her heykeli saatlerce izleyesi geliyor insanın. Aklımda sürekli aynı soru; “Nasıl yapmışlar ya?!” Giriş kısmında askerler bekliyor, arada nöbet değişimi şovu(!) yapıyorlar. Adamlar Ray-Ban gözlüklü falan gayet rahatlar. “Bizim Anıtkabir’e gelin de nöbet değişimi görün” dememek elde değil.
 
 
Neyse, Prag Kalesi içinde bulunan muhteşem St. Vitus Katedrali‘ne gelelim! Kadraja sığan kısmı bu. İnanın o kadar büyük ki. Harika bir mimari… Her ayrıntısında bir şeyler keşfedebilirsiniz. Gördüğüm en güzel ve görkemli katedral. Anlatmaya ne fotoğraflar ne de videolar yeter. En iyisi gidip görmek. 
 
 
İçeriye girdiğimde tüylerimin diken diken olduğunu dün gibi hatırlıyorum. Mükemmel bir atmosfer.
 
 
Burası ise St. Vitus Katedrali’nin hemen arka tarafı. Buradan aşağıya doğru yürüdüğünüzde şehir merkezine tekrar inmiş oluyorsunuz. Prag’ta tekne turu da yaptık ancak 2. gün mü 3. gün mü onu hatırlayamadım. Çünkü fotoğraflar arasında da bulamadım. Sanırım o zaman şarjım bitmiş. Charles Köprüsü’nün hemen yanında zenci abiler tekne turu satıyor. Öğrenci ve müslüman olduğunuzu söyleyince, hele ki Türkiye’den geldik deyince “Fenerbahçe!” tepkisini alırsanız -doğru abiye geldiniz demektir-, “Evet evet en büyük Fenerbahçe, şuradan 7 öğrenci ne kadar” deyip pazarlık yaptığınızda gayet uygun fiyata getirebiliyorsunuz. Bu da benden size bir ipucu olsun :’)
 
 
Üçüncü gün ise, Kafka Müzesi‘ne gitmeye karar verdik. Fakat cepte artık para kalmadığından müzenin içine girmedik. Karşısındaki hediyelik eşya dükkanından hediyelikler aldık. “İşeyen adamlar” heykellerinin önünde fotoğraf çekildik.
 
 

Bir sonraki durak ise; John Lennon Duvarı!

Bu duvara 1980li yıllarda ilk “Imagine” yazısı yazılmış. Daha sonraları cümleler ve kelimeler eklendikçe günümüzdeki bu hali almış. En son Atatürk yazısını görenler var. Gittiğinizde hala duvar üzerine graffiti yapanları görebilir, John Lennon şarkıları çalan insanları dinleyebilirsiniz. Resmen huzur ❤
 
 
John Lennon Duvarı’nın hemen arkasında da böyle geniş bir bahçe var. Dökülen yaprakları görünce dayanamadık birazcık yuvarlandık. Benim canlarımı da böylece görmüş oldunuz ❤
 
 
Prag yazısını Enes ile efsane olan bu fotoğrafımız ile kapatmak istedim. Prag’taki bir Starbucks şubesi önünde çekildi. Yerdeki havalandırma borusundan çıkan hava ile biz uçarken böyle bir poz yakaladılar. Bu fotoğrafın harika bir de hikayesi var aslında. Fakat onu Brüksel yazısında anlatacağım. En kısa zamanda da büyük bir boyutta çıkarttırıp duvarıma asacağım. 
 
***
 
Aslında Prag ile ilgili ekleyebileceğim bir çok daha ayrıntı var ama daha fazla sizi de sıkmak istemediğimden yazıyı bu temel mekanlar ve anılarla tamamlamak istedim. Düşündüğümden de zorlayıcı bir yazı oldu, ama kesinlikle değer ❤
 
 

Okuduğunuz için teşekkürler!

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere,

 
 
  
 
Bu sitede yer alan görsel ve yazılı içerik yazarın izni olmadan kullanılamaz ve kaynak/link gösterilmeden paylaşılamaz. 
 

“Gezi Günlüğü: Prag” hakkında 18 yorum

  1. Şa Ha Ne! Ellerine, ayaklarına, kalemine sağlık. Sayende küçük çaplı bir Prag turu atmış olduk. İlk adımı attın artık, diğer yazılarınıda heyecanla en kısa zamanda bekliyorum. Çokça sevgi ❤ (Fotoğraflar efffsane! )

  2. Çok güzel olmuuuş! Ben de gezmek istiyorum artık yahu yaşıtlarım her tatilde kaçıp gidiyor arkadaşlarıyla benim gezme fırsatım olmadı bir türlü. Gotik mimariyi ben de severim. Hatta tapıyorum diyebilirim. almanyaya halamın yanına gittiğimde sokakları dolaşıp sadece binaları incelediğimi bilirim. Ben de postcrossing yaparken Astronomik saatin olduğu çok güzel bir kartpostal almıştım. En sevdiğim kartlardan biridir. Hikayesini bilmiyordum öğrenmiş oldum 🙂

    1. Merhaba Şeyma, beğendiğine çok çok sevindim ❤ Teşekkür ederim. Bir şeyler katabildiysem ne mutlu bana. Valla ben de hâlâ gezmek istiyorum fakat buradan gitmek daha zor. İyi ki Varşova'dayken elimden geldiğince gezmişim diyorum :ı

  3. Merhaba Mine hanım, Blog ve yazılarınız gerçekten takdire şayan. Ne zamandır böyle samimi bir yazı okumamıştım. Bana yaşattığınız bu güzel duygu için teşekkür ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.